İSTANBUL BAROSU: BAZI ACI AMA GERÇEKLER - Av. Engin Kara
İstanbul Barosu’nun bu hafta sonu (24-25 Ekim 2026) gerçekleşen Genel Kurulundaki seçimleri Ümit Kocasakal başkanlığındaki Cumhuriyetçi Güç Birliği grubu kazandı. Değişim İçin Avukatların ve İbrahim Ö. Kaboğlu’nun 2 yıllık yönetimi sona ermiş oldu.
REAKSİYON TEHLİKESİ 2 YIL ÖNCEDEN BELLİYDİ
İstanbul Barosu’nda 2 yıl önceki seçimleri kazanarak yönetime gelen Değişim İçin Avukatlar Grubu, sol – sosyal demokratlar ile sosyalistlerin ve Kürt ulusal hareketinin bir ittifakı olarak şekillenmişti. Anayasa hukuku profesörü olan İbrahim Kaboğlu’nun başkanlığında seçimlere giren sol ittifak, İstanbul Barosu’nda 20 yıldan uzun süredir yönetimde olan sağ-merkez Kemalist grubun (Önce İlke ÇAG) bölünmesi ve iki ayrı adayla (Filiz Saraç ve Ali Gürbüz) seçimlere girmesiyle aradan sıyrılmış ve birinci olmuştu. Saraç ve Gürbüz’ün toplam oyları, bölünme nedeniyle verilen fireleri bir kenara bıraktığımızda bile Kaboğlu’nu geçiyordu.
Değişim İçin Avukatlar ittifakının kuruluşu bir mücadele dalgasına dayanmadığı gibi, maalesef bir mücadele ittifakı olarak da şekillenmedi. Grupların koltuk sayısı, dengesi ve iç dengeleri etrafında şekillenen tartışmalar ile yönetim listeleri şekillenmiş; sonuçta ittifak kendisini oluşturan sol-sosyalist güçlerin aritmetik toplamı olarak meydana gelmişti.
Bu seçimlerden sonraki yazımda eğer bir şeyler gerçekten de değiştirilmezse bir sonraki genel kurulda yaşanabilecek “reaksiyon” yani eskinin köhnemiş egemenlerin geri dönmesi riskinden bahsetmiştim. 2 yılın sonunda oluşan tablo maalesef bu öngörüyü haklı çıkardı.
“DEĞİŞİM” GRUBU NEDEN YENİDEN BAŞARAMADI
Değişim İçin Avukatlar grubunun hem yönetimde hem de tabanda verdiği emeğe ve mücadeleye saygı duyuyorum. Son 2 yılın bütün kritik süreçlerinde toplumsal muhalefet için aktif bir savunma pratiği sergilendi. Başka türlüsünü de beklemezdik.
Ne var ki birkaç temel handikap, bu emeğin sonuçlarının olgunlaşmasını sağlayacak zeminin oluşmasını engellemiş oldu:
Aritmetik İttifak: Hem Barolarda hem de ülke genelinde seçim ittifakları temelde yanlış kuruluyor. Seçim ittifakı, bileşenlerinin politik programlarında ortaklaştığı kısımları daha güçlü savunmak, ortak politik iddiaları daha güçlü ortaya koymak ve kendi başına sahip olunan sınırlı tabanı genişletebilmek vb. amaçlarla yapılır. Oysa bizde, seçim ittifakları neredeyse sadece seçim aritmetiği odaklı yapılıyor. Yani bileşen grupların ayrı ayrı oylarının toplamı kazanabilecek mi bu hesaplanmaya çalışılıyor. Bu yaklaşımın temelinde, seçmenlerin mevcut oy tercihlerinin değişmez olduğu yanılgısı kendisini gösteriyor. Haliyle, bileşenlerin ittifakın tabanını kendi toplam tabanlarından ileriye taşıma dürtüsü de zayıf kalıyor.
Kimlik Kutuplaşması: Bu yanılgının temelinde ise gerek Baro’da gerek ülkede her türden politikayı kimlikler ve formel var oluşlar üzerine inşa etmek yer alıyor. Herkesin kimliğine göre oy vereceği önyargısı bir kez kabul edilince, oy davranışlarının değişmeyeceği de kabul edilmiş oluyor, ittifaklar ise çoğunluk oluşturabilecek kimliklerin aynı çatı altında bir araya gelebilmesi arayışına indirgeniyor.
Tabanı Genişletememe: Sonuçta, grupların “doğal” tabanının ötesine geçecek, meslek sorunlarından geçim dertlerine kadar gündelik hayatın en yakıcı meselelerine bir cevap üretecek, bu “ekonomik” mücadele ile özgürlük ve demokrasi mücadelesi arasında bağlar ve köprüler inşa edecek bir çaba ortaya konulamamış oluyor. Örneğin 2026 Genel Kurulunun en büyük tartışmaları, LGBT bireylerin kimlik var oluşlarını göstermesi üzerine döndü. Pek tabii ki herhangi bir kimliğin ezilmesine ve baskılanmasına karşı çıkmak, özgürlük taraftarı avukatlar için olmazsa olmaz. Ne var ki mesele, kimliklerin var oluşuna indirgenince, sizin bir taraftan salladığınız her bayrağın karşısına dikilen başka bayraklar oluyor ve “azınlık” bayrakları her daim “daha az oy” alıyor. Oysa örneğin Genel Kurulda esas su kaldıran tartışmalar, genç-işçi-stajyer avukatların geçim sorunları üzerinden dönebilmiş olsaydı, tabanda en çok desteği Değişim grubu kazanabilir, genç yoğunluklu tabanda başka rüzgârlar esebilirdi.
BİRİNCİ PARTİ: SEÇİME KATILMAYANLAR PARTİSİ
Seçim zaferi %34 oyla Ümit Kocasakal’ın oldu. Bu oran toplam seçmenlerin yani Genel Kurula katılma hakkı olan avukatların %15’ine denk düşüyor.
Seçimlere katılmama oranı ise %56. Yani birinci çıkan grubun yaklaşık 4 katı.
Bu oranları “seçimlere katılım düşük” diye hayıflanmak için vermedim.
Önceki dönemlerle pek de farklı olmayan bu durumun arkasında tabandaki çoğu genç olan avukatların, meslek örgütüne yönelik ilgisizlikleri; bunun temelinde de meslek örgütüne yabancılaşmış ya da hiç bağ kurmamış olması bulunuyor.
Bu tabloda, tam da gerçek bir sol programın hitap edebileceği, yaptığı işe yabancılaşmış, pek çoğu geçim zorluğu yaşayan, önemli bir kısmının gelecek kaygısı bulunan yaklaşık 40 bin kişilik bir nüfus bulunuyordu.
BAROLARDA SAĞ ve FAŞİZAN RÜZGÂRLAR
Avukat nüfusunun, toplum ortalamasından daha yüksek oranda sol hatta sosyalist barındırdığı yanlış değil. Fakat yaygın kanının aksine aynı zamanda (dinsel değil sosyal anlamıyla) muhafazakâr ve milliyetçi düşüncelerin de epey güçlü olduğu bir nüfus.
Suların sakin olduğu dönemlerde sağ eğilimler fazla göze batmıyordu. Ne var ki müesses nizam dalgalanırken, her türden fikir kendisini daha radikal olarak ifade etmeye başladı.
İstanbul Barosu’nun 2026 seçimlerinde Kaboğlu ve Değişim İçin Avukatlar grubuna karşı atağa geçen adayların hepsi laik milliyetçilik dozunu her dönemeçte daha da artırdı.
Milliyetçi rüzgârlar arasında Cumhuriyetçi Avukatlar’ın adayı Atakan Selanik merkez-Kemalist pozisyonda kalırken; Korkut Kanadoğlu başkanlığındaki Avukat Hakları Grubu, liberalizmlerine Kemalizm ve milliyetçilik sosu ekledi. Önce İlke ÇAG’ın Filiz Saraç koluyla mevki-makam ittifakı kuran Hasan Kılıç’ın asıl olayı kişisel egosu oldu.
Aynı rüzgârı yakalamak isteyen bu daha yumuşak çizgilerin karşısında sağ-Kemalist Önce İlke ÇAG’ın Kocasakal-Durakoğlu-Gürbüz kolu, aynı grup kökenli olan Elif Görgülü’nün Önce Avukat grubuyla ve İyi Parti – Zafer Partisi çizgisindeki yeni faşizan güçleri bünyesinde barındıran İMAG (İstanbul Milliyetçi Avukatlar Grubu) ile birleşti ve laik milliyetçi/faşizan rüzgârı konsolide ederek kazandı. Seçim zaferinin ardından, Kocasakal taraftarlarının ciddi bir kısmının “kurt” işareti yaptığı ve milliyetçi marşlarla coştuğu görüldü.
Benzer bir tablo önceki hafta gerçekleşen İzmir Barosu seçimlerinde de yaşanmıştı.
Bu durumda Barolardaki sol güçlerin, seçim sonuçlarından çıkarması gereken sonuç, elverişli aritmetiğin yitirildiği değil, tabanda geçim-gelecek ve özgürlük mücadelelerin birleştirmeye yönelecek bir çabaya girişmek olmalı.

